Wall Street Tarihi

 Rockafeller Binası – Top of the Rock katından panaromik görüntü

Bu gün New York City, ABD’nin en kalabalık şehridir. Yeri gelmişken sıklıkla yapılan bir hatayı da düzeltmek gerekli. New York, içerisinde New York City (NYC)’i de barındıran bir eyalettir ve New York eyaletinin başkenti Albany‘dir. Bu yüzden İngilizce’de New York City (NYC) ya da The City of New York olarak geçer.

New York City, finans dünyasının kalbinin attığı bir yer. Keza; Metropolitan Museum of Art, Modern Sanat Müzesi gibi müzelerinde dünyanın en değerli sanat koleksiyonları burada bulunmaktadır. New York City; ticaret, finans, medya, sanat, moda, araştırma, teknoloji, eğitim ve eğlence sektöründe önemli katkı yaptığından dolayı küresel kent olarak anılmaktadır. Önemli bir uluslararası diplomasi merkezi olan kent, Birleşmiş Milletler Genel Merkezine ev sahipliği yapar ve dünyanın kültür başkenti olarak tanımlanır.

Times Meydanı

2016 yılın verilerine göre nüfusu 8,538 milyon olmasına rağmen yurt içi ve yurt dışı olmak üzere 2017 yılında 62,8 milyon turist ağırlamış bir şehir. Empire State Binası, Liberty Adası, Broadway, Times Meydanı, Central Park, Coney Adası, Beşinci Cadde ve Maddison Caddesi akla ilk gelen turizm bölgeleridir.

Bununla beraber dünyanın en kozmopolit yerlerinden biri olduğu için oldukça zengin bir müzik, mutfak ve kültür tarihi vardır.

Wall Street haritası

Bu gün kapitalizmin merkezi sayılan bir nokta Wall Street. Manhattan’ın güneyinde, Broadway  ile East River arasında, Amerika’nın ve dünyanın önde gelen finans şirketleri ve kurumlarının toplandığı bir caddedir.

Aslında para piyasalarının merkezi olmasının da oldukça geçerli bir tarihi var. Çünkü Wall Street’in genlerinde ticaret var. Ve bu ticaret oldukça kanlı.

Hollanda Krallığı, yıllarca İspanya Krallığı tarafından yönetilmiş, İspanya Krallığı’nın yavaş yavaş eski askeri ve ekonomik gücünü kaybetmeye başlamasıyla beraber; 1581 yılında bazı Hollanda eyaletleri bağımsızlığını ilan etmiş ve 1648 yılında İspanya Krallığı bu eyaletlerin bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır.

İspanya Krallığı’nın bu savaşın kaybedeni olmasındaki temel sebep, aslında askeri gücünün sayısından çok ekonomik gücünü kaybetmeye başlamış olması ve ordusunu finanse edememiş olmasıdır.

İspanyol İmparatorluğu

İspanya Koloni İmparatorluğu Bayrağı

1492 yılında aslen Cenova‘lı olan Kristof Kolomb, batıya doğru gidip Doğu Hint Adaları‘na ulaşmak ve Asya’yla yapılan baharat ticareti için; batıda yeni bir ticaret rotası oluşturma önerisi ile İspanya Krallığı’na gidip, bu önerisine destek alınca, İspanya Krallığı himayesinde Atlas Okyanusu‘nu aşan dört büyük sefer düzenledi. Aslında Hindistan’ı hedeflemiş olmasına karşın, bu gün Bahamalar’da bulunan San Salvador Adası’na ulaştı.

Bir görüşe göre; Kolomb asla yeni bir kıta keşfettiğini fark etmemiş, diğer bir -günümüzdeki- görüşe göre; İspanyol Krallığı tarafından finansal desteğinin kesilmemesi için asla yeni bir kıta keşfettiğini belirtmemiştir.

Yine aynı yıl içerisinde Karayip Adaları’nın ikinci büyük adası konumundaki günümüzde Hispanyola olarak adlandırılan adayı keşfetmiş ve 1493 yılında yaptığı ikinci seferinde burasını İspanya Krallığı adına fetih etmiş ve yeni dünyadaki ilk kalıcı yerleşimleri kurmuştur.

Kolomb’un yaptığı bu yolculuklar, zamanla İspanya Krallığı’nın dünyanın en büyük sömürge imparatorluklarından ilkini kurmasına yol açmıştır. Öyle ki, 18. yüzyıl sonlarında İspanyol Sömürge İmparatorluğu, beş kıtadaki topraklardan oluşmaktaydı ve toplam 18 milyon Km2’lik yüzölçümü bulunmaktaydı.

Kolomb’un yeni açtığı ticari yollar ve fetihler ile beraber, diğer İspanyol fatihler de Atlas Okyanusu’nu aşarak yeni bölgeler keşfetmişler ve bu toprakları İspanya Krallığı adına kolonileştirmişlerdir.

Her ne kadar adı konusundaki tartışmalar halen devam etmekte olsa da Kolomb’un ayak bastığı toprakların adı, 1538 yılında Gerardus Mercador tarafından bir harita üzerinde Amerika olarak gösterilmiştir.

Yıllarca süren keşif ve fetihlerle beraber İspanyol İmparatorluğu yeni ham madde kaynaklarına kavuşmuş ve Avrupa Kıtasındaki egemenliğini sağlamlaştırmıştır.

Tabi bu kadar ham madde kaynağının ele geçirilmesi ve değerli madenlerin aşırı derecede bol bulunması ile beraber İspanyol ekonomisi tamamen dışa bağımlı duruma geçmiş, bu bağımlılık enflasyona sebep olmuş ve ekonomi durma noktasına gelmiştir.

Ekonominin bu kadar dışa bağımlı olması fetihlerin finansal desteğinde sorunlar çıkarmış ve İspanya’nın Avrupa Kıtasındaki egemenliğini tehdit eder duruma gelmiştir. Bunu fırsat bilen Hollanda eyaletlerinin ayaklanması ile beraber Seksen Yıl Savaşları başlamış ve İspanya İmparatorluğu savaşın sonunda Hollanda’dan çekilmek durumunda kalmıştır.

Seksen Yıl Savaşları sürerken, aynı zamanda fetihlere devam edilmiş fakat Atlas Okyanusundaki diğer Avrupa devletlerinin de gizliden gizliye desteğini alan korsanlar filoları tehdit eder hale gelmiştir.

Zaten ekonomik olarak sıkıntıda olan İmparatorluğun borçları ödeyemeyecek duruma gelmesi ile beraber II.Felipe bir süre boyunca orduya ödeme yapamayacağını bildirmiştir.

Sonuç olarak büyük bir ekonomik çöküş içerisindeki İspanya İmparatorluğu; aynı zamanlarda hem Holanda, hem İngiltere İmparatorluğu ve hem de Fransa Krallığı ile savaş içerisine girmiş ve savaşların kaderini ordunun sayısından çok finansal sistemler belirlemeye başlamıştır.

Şirketler Yönetiyor

East India Company (EICo.)

East India Company

İngiltere İmparatorluğu, 1588 yılında İspanyol Armadası’nı yenilgiye uğrattıktan sonra İngiliz ticaret gemileri okyanuslarda egemen olmaya ve özellikle Hindistan’a seferler düzenlemeye başladılar.

Bu seferlerin maliyeti yüksek olduğu için İngiliz deniz tacirleri bir araya gelerek sermayelerini birleştirdiler ve 1602 yılında East India Company (Doğu Hindistan Şirketi / İngiliz Doğu Hindistan Şirketi)’i kurdular.

Kraliçe I.Elizabeth tarafından verilen Kraliyet İmtiyazları sayesinde, şirketin kendisine ait büyük bir ordusu olmuş ve şirket her ne kadar Hindistan Adaları ile ticaret amacı ile kurulmuş olsa da Doğu ve Güney Doğu Asya’da ticaret tekeli olmuş, bu bölgeyi tamamen sömürgeleştirmiş ve yönetmiştir. 

Bu sayede İngiltere İmparatorluğu ticareti dolaylı yoldan da olsa kontrol edebilmiş, harcamalar ve gelirin büyük kısmı bu özel şirket tarafından finanse edildiği için İspanya’nın yaşadığı ekonomik sorunlar ile boğuşmak durumunda kalmamıştır.

Vereenigde Oost-Indische Compagnie (VOC)

Vereenigde Oost-Indische Compagnie

İspanya İmparatorluğu’nun eski gücünden git gide uzaklaşması ve okyanus ticaret yollarındaki hakimiyetini yavaş yavaş kaybetmesi ile beraber Hollanda, deniz ticaret yollarını kullanarak 1595 yılında Asya’ya ilk seferini düzenledi. Toplamda 4 gemi 249 mürettebattan oluşan bu seferden, 1597 yılında; 3 gemi ve 87 mürettebat geri döndü.

Bu başarılı girişimin ardından bir çok defa yeni seferler yapılmaya başlandı ve ticari filolar Portekizliler ile girilen rekabette üstünlük sağlamak için güçlü silahlar ile donatılmaya başlandı. Portekizliler uzun süredir bu ticaret rotasını kullanıyordu ve bu rota üzerinde hakimiyetleri vardı.

1602 yılında Johan van Oldenbarnevelt, hem Hollanda ticaret filoları arasındaki rekabeti önlemek, hem de ticaret rotasındaki üstünlüğü ele geçirmek için, o dönem müttefikleri olan İngiltere İmparatorluğundaki yapıyı göz önünde bulundurarak Vereenigde Oost-Indische Compagnie (Hollanda Birleşik Doğu Hindistan Şirketi)’ni kurdu.

VOC şirketi, aynı EICo. şirketinde olduğu gibi olduğu gibi yönetme hakkına sahipti. Ancak büyük bir farkı vardı.

VOC; Hollanda’dan bağımsız olarak savaş ve antlaşmalar yapma, para basma, yönettiği bölgelerdeki hükümlüleri yargılama ve ceza uygulama gibi resmi yetkilere sahipti.

Aynı zamanda VOC, Hisse senedi çıkaran ilk şirket olmuş ve dolayısı ile dünyanın ilk anonim şirketi olarak kabul edilir.

Geoctroyeerde Westindische Compagnie (GWC)

Geoctroyeerde Westindische Compagnie

VOC’un sömürge ve ticari başarısının ardından 1621 yılında Geoctroyeerde Westindische Compagnie (GWC) (Hollanda Batı Hindistan Şirketi) kuruldu. VOC’dan farklı olarak GWC’in askeri birlik kurma hakkı yoktu. Askeri birlik kurma hakkı olmadığı için filoları oluşturan gemilerin her birinde genellikle 40-50 arasında asker olur ve güvenliği sağlardı.

O dönemlerde Yeni Dünya rotalarının en büyük sorunu korsanlar olduğu için GWC kurulurken -özellikle- çok uluslu bir şirket olarak kurulmuş, yabancı hissedarları çekmek için; yabancı yatırımcılara Hollandalılar ile eşit haklar tanınmıştı. Bu sayede şirketin hatrı sayılır miktarda Fransız, İngiliz, Venedikli ve İsviçreli hissedarları oldu.

Hollanda, GWC şirketinin sorumluluk alanı olarak; Batı Afrika, Pasifik Okyanusu ve Yeni Gine’nin Doğu bölümünü belirlemişti. GWC sayesinde Hollanda; Atlantik köle ticareti, şeker ve kürk ticaretini neredeyse tamamen kontrol ederek, Brezilya, Hollanda Antilleri ve Kuzey Amerika’nın Doğu bölgesinin kolonizasyonuna başladı.

Bu esnada Hollanda, Portekiz Krallığı ve İspanyol İmparatorluğunun önüne geçerek dünya köle ticaretinin merkezi haline gelmişti.

Yeni Bir Hollanda

Verrazzano’nun Keşif Rotası

Aslında bu günkü adı ile New York City olarak bildiğimiz kentin tarihi; bol miktarda eski kıtadan yeni dünyaya gelen ve bu yeni toprakları biraz daha kendilerinden hissetmeleri için gittikleri her yere hem eski kıtadan isim veren, hem de yeni bir dünya olduğunu vurgulamak için keşfedilen bölge isimlerinin önüne “yeni” sıfatını ekleyen kaşifler ile dolu.

Öyle ki, Hollanda’nın Kuzay Amerika’ya gelmesinden yaklaşık yüz yıl önce İtalyan kaşif Giovanni da Verrazzano, Angouléme’nin eski kontu olan I.Francis’in anısına New Angouléme adını verdi. GWC şirketi tarafından görevlendirilen Hendric Christiansen tarafından 1611, 1612, 1613 ve 1614 yıllarında yapılan seferler ile birlikte bölgenin haritası çıkarıldı ve nihayetinde GWC şirketi kolonileşmeye başlayarak bölgeye New Netherland, bu gün Manhattan olarak bildiğimiz bölgeye de New Amsterdam adı verildi.

Peter Minuit, Manhattan Adasını GWC şirketi adına yerlilerden çeşitli kumaş, takı/süs eşyaları ve araç/gereçler karşılığında aldı. Yerlilere verilen malların ederi 2015 yılına göre 1050$’dır.

Wall Street

Koloniciler tarafından; hem okyanusa -ve dolayısı ile ticaret ağına- kıyısı, hem de nehirdeki kunduzlara yakın bir avlak bölge olan Huston Nehri civarı yerleşim yeri olarak seçildi.

Kunduz kürkü ticareti getirisinin çok karlı bir iş oluşu ve Avrupa Kıtasına ticari mal göndermek için uygun bir liman olan bölge diğer Avrupa devletlerinin de dikkatini çekmeye başladı.

Koloniyi daha iyi savunmak adına, Hollandalılar tarafından adanın Güney ucuna bir üs ve yüksek bir duvar inşa edildi.

1664 yılına kadar Hollanda egemenliğinde kalan bölge önce İngilizler tarafından ele geçirildi ve 1674 yılında Westminster Antlaşması ile İngiltere İmparatorluğuna devredildi. İngilizler York Dükü’nün anısına bölge şu an kullandığımız New York adını verdi.

Bölge İngilizlerin eline geçtikten sonra 1699 yılında kalenin duvarı yıkıldı ve kale duvarının olduğu yer sokak haline getirilerek sokağa Wall Street adı verildi.

1754 yılında bu sefer Fransa Krallığı ve İngiltere İmparatorluğu bölge için savaşa girdi ve savaşın sonunda New York İngiltere İmparatorluğunun kolonisi olarak kaldı.

Amerika Kıtasının keşfi ile beraber zamanla; İspanya, Fransa, İngiltere, Portekiz ve Hollanda Krallıkları yeni kıtayı kolonileştirmeye başlamış, Kuzey Amerika’da da 18. yüz yıl ortalarında İngiliz İmparatorluğu tarafından 13 koloni kurulmuştu.

Bu koloniler, İngiliz İmparatorluğunun hem ham madde, hem de diğer endüstriyel ihtiyaçlarını karşılıyordu. Kısaca İngilizler, kendi kolonilerine de sömürgecilik anlayışını dayatmıştı.

Bütün bu gelişmelerin üzerine Yedi Yıl Savaşları İngiliz İmparatorluğunu maddi açıdan yıpratmış ve İmparatorluk bu kolonilerden vergi almaya başladı.

Sonunda 13 koloni, İngiltere ile bağımsızlık mücadelesine girdi ve 1783 yılında yapılan Paris Antlaşması ile İngiltere bu 13 koloninin bağımsızlığını kabul etmek durumunda kaldı.

1785 yılında New York, ABD’nin baş kenti ilan edildi ve ticari açıdan önemi artarak devam etti.

Wall Street Köle Pazarı

Bölgeyi kolonileştirmeye başlayan Hollandalılar tarafından kullanılan ilk köleler genellikle ele geçirilen yerliler oldu. Ancak bölgeyi iyi tanımaları, mücadeleci bir yapıda olmaları ve sayısal üstünlükleri gibi nedenlerle bu sistem başarılı olmadı. Yakalanan yerliler kısa süre içerisinde kaçmayı başarıyor ve civardaki kabileler koloniye saldırıyordu.

Bu sebeple zaten köle ticaretinde iyi durumda olan Hollanda filoları bölgeye Hint Okyanusu ve Batı Afrika’dan köleler taşımaya başladılar.

GWC şirketi İspanyol’lardan farklı olarak kölelere bazı temel haklar vermişti. Bu temel haklar arasında; vaftiz edilebilme, sahibinin izni halinde evlenebilme, mahkemede kendini savunabilme ve ifade verebilme, özgür bırakıldıklarında yasal belgeleri imzalayabilme ve en önemlisi sivil eylem yapabilme hakkıydı.

Westminster Antlaşması sonunda bölge İngilizlere bırakıldıktan sonra GWC şirketi sahip olduğu ve satılmayı bekleyen tüm kölelerini serbest bıraktı. Bu durum temel seviyede de olsa yasal hakları olan ve şehirde iş arayan bir çok Afrikalı’nın sokaklarda yaşamasına sebep oldu.

Afrika’dan satılmak için getirilen ve özgür bırakılan insanlar, kentte yaşayan beyaz insanların tepkisini çekmeye başlamış ve ayaklanma riskini de beraberinde getirmişti. 

Bu esnada İngiltere İmparatorluğu’na geçen köle ticaretini de İngilizler devralmış ve şehre satılmak için köle getirmeye devam etmişlerdi.

1711 yılında New York City Kent Konseyi tarafından bir yasa çıkartılarak; getirilen bütün kölelerin Wall Street’de kurulacak olan pazarda satılması kanuna bağlandı.

Pazarın kurulması ve köle ticaret piyasasının oluşması sayesinde köle fiyatlarının bir standardı oluştu. Bu sayede New York City’de bulunan zanaatkarlar yaptıkları işi öğretip kendileri adına ticaret yapmaları ve uzun yıllar boyunca hizmet etmeleri için özellikle çocuk ve genç yaştaki köleleri satın almaya başladılar.

Sonraki dönemlerde işler öyle bir boyuta ulaştı ki sadece New York City’de; beyaz hanelerin %40’ı köleye sahipti. Şehrin temizliği, altyapı çalışmaları, inşaat işleri ve bütün vasıflı-vasıfsız ağır işler yine köleler tarafından yapılmaktaydı.

1991 yılında Manhattan’ın güneyindeki bir devlet binasının inşaatında çıkan 419 cesedin tamamının o yıllardaki kölelere ait olduğunun anlaşılması durumun vahametini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu durum Amerika’da köleliğin kaldırılmasına kadar artarak devam etti.

Wall Street: Kölelik Sonrası

Haiti Devrimi‘nin etkileri, Fransa’nın Louisiana eyaletini ABD’ye satması, İngiltere’nin köle ticaretini yasa dışı olarak ilan etmesi ve ABD iç savaşı gibi nedenler ile ABD’de de kölelik 1862 yılında tamamen kaldırıldı.

Kölelik kaldırıldı ama Wall Street şehirdeki ticari önemini asla kaybetmedi. İnsanların değiş-tokuş edildiği ve alınıp-satıldığı pazarların yerine malların değiş-tokuş edildiği ve alınıp-satıldığı pazarlar kuruldu.

Zaman içerisinde dönüşen ekonomi ile beraber Wall Street’de sadece malların değiş-tokuş edildiği bir yer olmaktan çıkıp finansal araçların da değiş-tokuş edildiği bir yer olmaya başladı.

Şehir ve ekonomi geliştikçe Wall Street’de hızla gelişmeye devam etti. Büyük bankalar, New York Borsası, vb. kuruluşlar artık Wall Street’de ikamet etmeye başladı.

Kısaca Wall Street, bu gün para piyasalarını yöneten kuruluşların ve kuruluşları yöneten sınıfların yükselişindeki merdivenin ilk ve köklü basamağı oldular.

Bir cevap yazın