H.R. GIGER

Bilgilendirme: Bu yazı yaklaşık olarak 3 ay önce, tarafımdan TeknoSeyir’de paylaşılmıştır.

Arkadaşlarım Alien: Covenant’ı o kadar çok gömmüştü ki para verilmeyecek filmler listeme direkt olarak attığım filmlerden biri olmuştu. Ne kadar spoiler, eleştiri, yorum, vb. okumuş olsam da sürekli izlemek için alttan alta kaşındığım bir filmdi kendisi (zamanın ne kadar değerli olduğunu bana tekrar hatırlatan filmdir).

Dün akşam evde yalnız olmayı fırsat bilip malum ortamlardan açıp izledim. Ama merak etmeyin, film hakkında bir yazı olmayacak bu. Film için sadece şunu diyebilirim: “Bence” filmdeki tek güzel şey yine Xenomorph olmuş.

Xenomorph deyince bende H.R.Giger’i (Hans Rudolf “Ruedi” Giger) birazcık yad etmek istedim:

5 Şubat 1940 yılında İsviçre’nin Chur kentinde doğan H.R.Giger, son derece sıradan ve sakin bir çocukluk yaşamıştır.

II.Dünya Savaşı sonrasında İsviçre’de tedavi gören Amerikan askerlerinden edindiği Life dergisinde; gördüğü Güzel ve Çirkin filmi ile sanata, kimyager olan babasından aldığı insan kafatası hediyesinden sonra da gotik-karanlık şeylere ilgi duymaya ve çizimler yapmaya başladı.

Jean Cocteau, Salvador Dali, gibi sanatçılardan oldukça etkilenen Giger, lise eğitimini tamamladıktan sonra mimarlık ve endüstriyel tasarım eğitimi almak için Zürih Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girdi ve üniversiteyi bitirdikten sonra iç mimar olarak iş hayatına atıldı. Yine de evinde pastel ve mürekkep boya eserler üretmeye devam etti.

1960’ların sonunda bir arkadaşının tavsiyesi ile Lovecraft’ın Necronomicon kitabı ile tanışan ve ilham alan Giger, kronik uyku bozukluğu hastalığının da etkisiyle gördüğü kabusları eserlerinde kullanmaya başladı.

H.R. Giger

1966 yılında airbrush ile tanışan Giger, sonunda aradığı çizim aracını bulmuş ve sanatsal gelişimini tamamlamış oldu. Mekanik bir cihaz ve güzel sanatları birleştiren Giger, eserlerinde kendi tanımı olan biyomekanik (bazı yerlerde biyosürrealizm olarak geçiyor) akımını yaratmış oldu. Eserlerinin tamamı fetiş (omurga), fantastik, erotik, ezoterik ve mekanik imgelerden oluşmaya başladı.

NOT: Eserlerinde resmettiği kadın yüzlerinin çoğu, hayatına girmiş ve önemli yer tutmuş olan Li Tobbler (http://bit.ly/2hGFinw) –  Mia Bonzanigo’ya aittir.

1977 yılında basılan ve hayranı olduğu Lovecraft’ın eseri olan Necronomicon ile aynı adı taşıyan sanat eserlerinin yer aldığı kitabı yayınlandıktan sonra Alien filminin yapımcısı Ridley Scott, filmin konsept tasarımlarını yaptırmak için H.R.Giger’a ulaştı.

Giger, 1978 yılında bilimkurgu ve gerilim filmi olan Alien’ın yapımında yer alarak; tasarımların ve setlerin bir çoğunu bizzat kendisi dizayn etti. Yaptığı bu işler sayesinde 1980 yılında Akademi Ödülü’nü kazandı. Böylece eserleri ve kendisi de sadece sanat çevreleri tarafından değil, artık herkes tarafından tanınır oldu.

NOT: H.R.Giger’in ayrıca Dune filmi için tasarımları da olmuş ancak film hakları David Lynch’e verilince projenin içerisinde yer almamış (http://bit.ly/2z4Fd4n).

Dune filmi için tasarladığı mobilyalar

90’ların sonunda İsviçre’nin Gruyeres kentinde kendi müzesini ve tasarımlarını kullandığı Giger Bar’ı (evet bildiğimiz bar) açmıştır (http://bit.ly/2xCrBB3).

Tüm olan bitenlerin dışında Giger; species (http://imdb.to/2yh0l8m) ve Poltergeist 2 (http://imdb.to/2hEpYrz) filmlerinde danışmanlık, Debbie Harry,  Emerson Lake & Palmer için albüm kapakları, Darkseed ve Dark Seed 2 oyunlarında tasarım danışmanlığı, Korn grubunun solisti Jonathan Davis’in mikrofon standını (http://bit.ly/2hFgxIL) tasarlamıştır.

Gitar üreticisi İbanez, Giger’in tasarımlarından özel bir seri üretmiştir (http://bit.ly/2yHnl3e).

Ayrıca belirtmeden geçilmemesi gereklidir ki Batman Forever filmi için X biçimli bir Batmobile (http://bit.ly/2g7CgIK) tasarladı ancak gereğinden fazla futuristik bulunduğu için kullanılmadı.

Maalesef H.R.Giger’i 12 Mayıs 2014’de evindeki merdivenlerden düşmesi sebebiyle girdiği travma sonucu kaybettik. Ancak ölümünün üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, yaptığı alien tasarımları farklı kişilerin elinde ne kadar ufak tefek değişikliklere uğrarsa uğrasın, en kötü filmlerde bile en güzel şey olmayı başarıyor.

Bir cevap yazın